Bir ülkenin ekonomik gücünü anlamak için üç kavramı mutlaka bilmek gerekir: bütçe açığı, kamu borcu ve ekonomik büyüme. Bu kavramlar sadece devletin mali yapısını değil, vatandaşın cebindeki parayı da doğrudan etkiler. Özellikle 2025 yılı itibarıyla Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bütçe disiplini, enflasyon ve borç yönetimi arasındaki denge her zamankinden daha önemli hale geldi.
Bütçe Açığı Nedir?

Bütçe açığı, devletin harcamalarının gelirlerinden fazla olduğu durumu ifade eder. Devlet vergiler, harçlar ve çeşitli gelirlerle kasasını doldurur; ancak bu gelirler, yapılan harcamaları karşılamadığında bütçede açık oluşur.
Örneğin, bir ülke yıl içinde 3 trilyon TL gelir elde ederken 3,5 trilyon TL harcama yaparsa, aradaki 500 milyar TL fark bütçe açığı anlamına gelir.
Bu açık genellikle iç veya dış borçlanma yoluyla kapanır. Ancak borçlanmanın da bir maliyeti vardır: faiz yükü artar ve gelecek yılların bütçeleri bu borçları ödemekle meşgul olur.
Kamu Borcu Nedir?

Kamu borcu, devletin geçmişten bugüne kadar yaptığı tüm borçlanmaların toplamıdır. Yani bütçe açıkları sürdükçe kamu borcu artar. Bu borç, ikiye ayrılır:
- İç borç: Devletin yurtiçindeki yatırımcılardan, bankalardan veya bireylerden aldığı borçlardır.
- Dış borç: Yabancı devletler, uluslararası kuruluşlar veya yabancı yatırımcılardan alınan borçlardır.
Türkiye’nin 2025 itibarıyla toplam kamu borcu 7 trilyon TL’ye yaklaşmış durumda. Bunun önemli bir kısmı döviz cinsinden olduğu için kur artışları da borç yükünü büyütüyor. Bu da kamu maliyesinde riskleri artıran bir faktör olarak öne çıkıyor.
Ekonomi Üzerindeki Etkileri
Bütçe açığı ve kamu borcu, ekonomiyi hem kısa vadede hem de uzun vadede etkiler.
Kısa vadede bütçe açığı, ekonomiyi canlandırıcı bir araçtır. Devlet daha fazla harcama yaptığında piyasada para dolaşımı artar, işsizlik düşer. Ancak bu durum uzun vadede enflasyon ve faiz oranlarının yükselmesine yol açar.
Kamu borcunun artması ise hem yatırımcı güvenini zedeler hem de devletin ilerleyen yıllarda faiz ödemelerine daha fazla kaynak ayırmasına neden olur. Bu durumda sosyal harcamalar, eğitim ve sağlık yatırımları azalır; ekonomik büyüme yavaşlar.
Bütçe Açığı – Kamu Borcu – Ekonomi Döngüsü
Bu üç kavram bir zincirin halkaları gibidir.
- Bütçe açığı büyürse, kamu borcu artar.
- Kamu borcu arttıkça, faiz giderleri yükselir.
- Faiz giderleri arttığında, devletin elinde kalan kaynak azalır.
- Bu da ekonomik büyüme hızının düşmesine neden olur.
Tam tersi durumda ise, bütçe fazlası verildiğinde borç yükü azalır, yatırım ortamı güçlenir ve uzun vadeli ekonomik istikrar sağlanır.
Türkiye’de 2025 Görünümü

2025 yılında Türkiye’de bütçe açığının GSYH’nin %6’sına yaklaştığı tahmin ediliyor. Enflasyon ve yüksek faiz ortamı, kamu borcunun sürdürülebilirliğini zorlaştırıyor. Ayrıca deprem harcamaları, enerji destekleri ve sosyal yardım programları bütçeye ek yükler getiriyor.
Ekonomistler, bütçe dengesinin korunabilmesi için şu adımların önemine dikkat çekiyor:
- Kamu harcamalarında verimlilik ve şeffaflık,
- Gereksiz teşvikler kısıtlanmalı,
- Vergi tabanı genişletilmeli ve kayıt dışı ekonomi azaltılmalı,
- Uzun vadeli borç yönetim stratejileri oluşturulmalı.
Gerçek Hayattan Bir Örnek
Japonya, dünyada en yüksek kamu borcu/GSYH oranına (%260) sahip ülkelerden biri. Ancak bu borcun büyük kısmı yerel yatırımcılardan alındığı için Japon ekonomisi istikrarını sürdürebiliyor.
Türkiye’de ise borçların yaklaşık yarısı döviz cinsinden olduğu için, kur dalgalanmaları bütçeye doğrudan zarar verebiliyor. Bu fark, borç yönetiminin sadece miktarla değil, borcun yapısıyla da ilgili olduğunu gösteriyor.
Bütçe açığı, kamu borcu ve ekonomi arasındaki ilişkiyi anlamak, hem yatırımcılar hem de sıradan vatandaşlar için kritik öneme sahip. Bir ülkede bütçe disiplini sağlanmadan sürdürülebilir büyümeden söz edilemez. Çünkü devletin mali disiplini, bireyin ekonomik refahının temelidir.
Kısacası, sağlam bir ekonomi için önce sağlam bir bütçe gerekir. Devlet borçlarını yönetebildiği sürece ekonomide güven, yatırım ve refah da artar. Aksi halde, bütçe açığı yalnızca rakamlarda değil, toplumun yaşam kalitesinde de kendini hissettirir.

